Nektarı Emilen Bitkiler | Bilimya

Hanımeli (Gemini, 2026)

Çocukluğumuzun en tatlı anılarından biri, doğada yürürken bir çiçeğin sapını koparıp dip kısmındaki o tatlı özü emmektir. Henüz botanik terimlerini bilmediğimiz o yıllarda, bu küçük keşif bizim için adeta minik bir ödül gibiydi. Hangi bitkiye ait olduğunu bilmesek de büyük bir zevkle emdiğimiz o çiçeklerin arkasında aslında biyolojik nedenler yatıyor.

Halk arasında doğrudan çiçeklerinden nektarı emilen bu bitkiler, aslında yoğun şekerli sıvılar (nektar) üretirler. Temel amaçları böcekleri, kelebekleri ve özellikle de arıları çekerek tozlaşmayı sağlamaktır; ancak arılara kalmadan bizim o nektarları emmemiz ağzımızda anında tatlı bir iz bırakır. Bu durum hem bitki biyolojisi hem de insan etnobotanik tarihi açısından oldukça ilginç bir kesişim kümesidir.

Arılar doğada binlerce farklı türdeki milyonlarca çiçekten nektar toplar. Oysa biz insanlar, doğada gezinirken tek tek uğraşmak yerine bol miktarda nektar üreten, dip kısmı kolayca sağılabilen veya emilebilen bitkileri sezgisel olarak tercih ederiz. Bu belki de en eski atalarımızdan beri hayatta kalma ve enerji arayışının bir yansımasıdır. Belki de bu yüzden çocukluğumuzda hiç sorgulamadan, adeta genetik bir kod gibi bu çiçeklerin ardına düştük.

Çiçek nektarı ve polen üretimi konusunda çıtayı oldukça yükseğe çıkaran devasa bir bitki ailesi vardır: Ballıbabagiller (Lamiaceae). Adı üzerinde, bal ile dolu çiçekleri olan bu aile; kekik, lavanta, adaçayı, melisa gibi aromatik bitkileri dolayısıyla nektar deposu türleri barındırır. Aileye ismini veren Lamium (Ballıbaba) cinsi ve Salvia (Adaçayı) gibi bitkilerin çiçekleri, çocukların ve doğa yürüyüşçülerinin nektarını emdiği en popüler türler arasındadır.

Kuşkusuz, nektarı (balı) emilen çiçek denince akla ilk gelen efsane bitki Lonicera (Hanımeli) cinsidir. Çit bitkisi olarak çokça tercih edilen hanımeligiller (Caprifoliaceae) familyasından olan bu bitkinin uzun, boru şeklindeki çiçeklerinin dip kısmında yoğun ve tatlı bir nektar saklanır. Çiçeğin arka kısmı nazikçe çekilip içindeki ince kılçık ayrıldığında, berrak sıvı doğrudan ağza damlar; bu deneyimi yaşamayan neredeyse yoktur.

Bir diğer ilginç örnek ise yalancı akasya (Robinia pseudoacacia) ağacıdır. Orijini Kuzey Amerika olmasına rağmen dünyada ve ülkemizde yaygınlaşan bu bitkinin yaprakları ve tohumları toksik (zehirli) alkaloidler içerse de ilkbaharda salkımlar halinde açan beyaz çiçekleri tamamen yenilirdir ve yoğun bir bal özüne sahiptir. Hatta baklagiller (Fabaceae) familyasından olan bu ağaç, sırf arıların yoğun nektar alıp güzel bir bal üretmesi (Akasya balı) için bilerek dikilen başat nektar kaynaklarındandır.

Elbette bitkiler dünyasının nektarı emilen yüzlerce belki de binlerce türü vardır fakat burada bahse konu türler insanla en iç içe ve bu amaçla en çok kullanılanlardır.

İster çocuk masumiyetiyle bir hanımeli çiçeğini hüpletelim ister arıların peşinden koştuğu bir akasya ağacının altında duralım; bu tatlı telaş, insan ile doğanın kökleri binlerce yıla uzanan tatlı ortaklığının en masum kanıtıdır. Belki de çocukken aradığımız şey sadece şekerli bir lezzet değil, doğayla kurduğumuz en saf ve tatlı bağın ta kendisiydi.

 

 

Kaynaklar:

Baytop, T. (1999). Türkiye’de Bitkiler ile Tedavi. Nobel Tıp Kitabevleri, İstanbul.

Güner, A., Aslan, S., Ekim, T., Vural, M., Babaç, M. T. (Editörler) (2012). Türkiye Bitkileri Listesi (Damarlı Bitkiler). Nezahat Gökyiğit Botanik Bahçesi ve Flora Araştırmaları Derneği Yayını, İstanbul.

Graham, L. E., Graham, J. M., Wilcox, L. W. (Çeviri Editörü: Kani Işık). (2008). Bitki Biyolojisi. Palme Yayıncılık, 2. Baskı, Ankara.

Muhyettin Şentürk



Hakkımızda

Bilimya sitesi, İbni Sina Sağlık Derneği’nin öncülüğünde kurulmuş bir popüler bilim sitesidir. Sitemizde paylaşılmış tüm yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir. Sitemizdeki hiçbir yazı kaynak belirtmeksizin başka bir platformda paylaşılamaz.



Bizi Takip Edin


@2020 Tüm Hakları Gizlidir.